08 06 2012

Eğitimde Paradigma Değişimi

 

Hangi açıdan bakarsak bakalım, toplumsal varoluşun en önemli parçasıdır eğitim. Çocuk denen -sadece biyolojik- varlığın kimlik kazanarak toplumsal bir varlık haline geliş aşamasıdır. Hatta eksik kalan kısımların daha sonradan “Yetişkin Eğitimi” başlığı altında tamamlanmaya çalışıldığı bir süreçtir bu. Dolayısıyla toplumun yeni bileşenler kazanma ve mevcutları geliştirme sürecidir. Bunun içindir ki bu sürecin içeriği, şekli, süresi, eğitmeni ve daha bir sürü bileşeni sürekli tartışıla gelmiştir. Teknoloji geliştikçe imkânlar artmış, imkânlar arttıkça hedefler büyümüştür. O kadar büyümüştür ki adeta bir yarış haline dönmüştür. Sektörleşen spor kollarında çok rahat gözlemlendiği gibi bir süre sonra sporun yerini skor almaya başlar. Eğitim de maalesef aynı çamura saplanmıştır. Başkalarının hayatlarına özenmenin verdiği gazla esas amaç gündem dışı kalmış ve birilerinden daha ileride olma arzusu esas amaç haline gelmiştir. Arada bir durup nefes almak zorunda kalındığında birçok şeyin eksik kaldığını fark edilse de bu eksikleri  “Kişisel gelişim”  kavramı altında toplayıp yeni bir sektör üretme basitliği acı da olsa kabul edilmiştir.

Nedir aslında eğitim? Özendiğimiz bir arabaya benzetmek için üzerine fil oturtmak mıdır? Bilerek duvara çarpmak mıdır? “Baaak benim çocuğum nasıl!”  diyerek kabarabilmek midir?

Eğitim, dünyayı tanımaya çalışan bir canlıyı dünyayla tanıştırmaktır. Acısıyla, tatlısıyla, mutluluğuyla, hüznüyle, olumlu olumsuz sürprizleriyle, çaresizlikleriyle, güçlülüğüyle, kısacası hayatın her yönüyle tanıştırmaktır. Bilgiyle tanıştırmak değildir. Sorularla tanıştırmak değildir. Cevaplarla tanıştırmak değildir. Hayatla tanıştırmaktır ki eğitilen ihtiyacı olan bilgiye ulaşabilsin, kendi sorularını sorabilsin, kendi cevaplarını bulabilsin.. “Saldım çayıra mevlam kayıra” değildir temel felsefe- ki tüm eksiklerine rağmen bu felsefenin bile kazandırdıkları göz ardı edilemez. Tek bir dikkat edilecek noktası vardır, o da çayırda yanında olmaktır. Düşmesini görmektir. Kalkmasını görmektir. Koşmasını görmektir. Durmasını görmektir. Bize düşen ona rehberlik etmektir.

Nasıl bir rehberlik sorusunun cevabı şu kısa hikâyede gizli esasında;

“Gençliğinde Mr. Robert Benchley, Amerika’nın doğusunda Harvard üniversitesi diye, genellikle doğunun Berkeley’i olarak bilinen bir okula devam ediyordu. Robert avukat olma arzusunda olduğu için, Devletlerarası hukuk konusunda çok tanınmış bir hukukçu tarafından verilen bir derse kaydoldu. Robert bu derse sadece iki defa gitti, bir ilk günü bir de son günü ki bu son gün de final sınavına ayrılmıştı. Bu sınavda birinci soru şuydu: “ Kuzey Atlantik okyanusundaki Devletlerarası balık çoğaltma sahalarına dair sorunlara ilişkin hukuki arabuluculuğun nasıl yapılabileceğini, Balık Çoğaltma sahalarının kullanılışı ile olta, ağ ve değişik tertibatlı balıkçı gemilerinin kullanılmasını düzenleyen kurallara da değinerek, [a] ABD açısından, [b] İngiltere açısından, [c] Kanada açısından tartışın.”

 Arkadaşları Robert’ın daha önce derse sadece bir kere gelmiş olduğu halde eline kalemi alıp sınav defterine yazmaya başladığını görünce hayretler içinde kaldılar… Mr. Benchley sınavı veremedi ve tabi ki avukat da olamadı. Ama birinci soruya dersin hocasını tatmin etmese de kendisini tatmin edecek bir cevap verdi. Yazdığı cevap şuydu: “ Hiçbir şey bilmiyorum. Ne devletlerarası balık çoğaltma sahaları hakkında bir şey biliyorum; ne de olta veya balık ağlarının kullanılmasını düzenleyen kurallar hakkında. ABD açısından da bilmiyorum bu konuyu, İngiltere açısından da, Kanada açısından da! Bu nedenle, bu soruyu sadece balık açısından cevaplayacağım.”

Rehberlik eğitime balık açısından bakmaktır…”[1]

Eğitime balık açısından baktığımızda ise karşımıza zor bir soru çıkar. Nedir balığı motive eden şey? Merak mı? Öğrenme arzusu mu? Belki daha birçok şey için “Acaba bu mu?” diye sorabiliriz. Birçok kavramı bu soruya cevap olmaya zorlarız. Ama kaçırdığımız bir şey vardır. Gerek şartlarla yeter şartları karıştırırız çoğunlukla. Merak, öğrenme arzusu, hayaller, hırs vb. birçok şey gerek şartlardandır. Bunlar kişilik özellikleridir esasında. Bazı insanlarda daha ön plana çıkar. Yanında bir sürü eksilerle birlikte göreceli başarıyı getirir. Ama daha insansı bir motivasyon aracı vardır. Yeter şart olarak tanımlamak çok da yadırganmaz.  Genetik kodlardan bağımsızdır. Adeta eğitim sürecinin kulpudur. Merak kulpu, hırs kulpu, hayal kulpu her yerde karşımıza çıkmayabilir ama o gözümüze küçük görünse de, bazen görmekten kaçmaya çabalasak da her yerde vardır. Hem de o kadar sağlamdır ki diğerleri yerine göre kopsalar da o kopmaz.”İhtiyaç kulpu”

Evet, hayallerinin peşinden koşan çok az insan olabilir ama herkes ihtiyaçlarının peşinden koşar. Hayallerinin peşinde koşarken herkesin pes edebileceği bir nokta gelebilir ama kimse ihtiyaçları peşinde koşarken pes etmez. Onun içindir ki tutulacak kulp orasıdır

Eğitimde asıl olan ihtiyaçları fark ettirebilmektir. Bu da sözle olmaz. Sözle olsaydı insanlık binlerce yıldır aynı hataları tekrarlamazdı. Yaşanmışlıklar önemlidir. Hissetmek önemlidir. Onlar unutulmaz.

İşte her şeyin skor olduğu günlerde eğitime bakışımızı tekrar bir düşünmek gerekiyor. Koşuyoruz ama neden koşuyoruz, bir sormak gerekiyor. Sorulacak başka sorular da vardır mutlaka. Ama ilk olarak “Ne için?” sorusunu samimiyetle sormamız ve samimiyetle cevaplamamız gerekiyor. Hatta cevabı başkalarına değil sadece kendimize vermemiz gerekiyor ki samimiyeti yakalamak daha kolay olsun. Yoksa bizi kovalayanları mutlu etmekten öte gidemeyeceğimiz kesin.



[1] Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Dergisi, cilt 4-5 (1976-1977) sayfa 59

 

140
0
0
Yorum Yaz